{"title":"Ali Akay","description":null,"products":[{"product_id":"toplumbilim-sayi-8yeni-soylemler-istanbul-bienali-dosyasi-21534","title":"Toplumbilim Sayı: 8Yeni Söylemler - İstanbul Bienali Dosyası","description":"\u003cp\u003eSayfa Sayısı: 202\u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003eBaskı Yılı: 1998\u003c\/p\u003e\n\n\n\u003cp\u003eDili: Türkçe\u003cbr\u003e\nYayınevi: Bağlam Yayıncılık\u003c\/p\u003e","brand":"Bağlam Yayıncılık","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47902156390659,"sku":"21534","price":20.63,"currency_code":"EUR","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0000000476631-1.jpg?v=1775169357"},{"product_id":"konumlar-25915","title":"Konumlar","description":"\u003cp\u003eHazcı kapitalizm döneminde tekillikler ve ihtiras, bütünselliklerin ve aşkın yerini almıştır.Konumlar; toplumumuzda ve Batı toplumlarında oluşan mikro-iktidarların (küçük şefler, aile babaları, grup başkanları vb.) ve iktidarın mikro fiziğinin bedenlerin denetlenip düzenlemeye sokulması) karşısında moleküler mücadelelerin direnme mekanizmalarını, disiplin toplumundan denetim toplum biçimine (biyo-politika) geçişimizi, Batı'da yeni fakirlerin ortaya çıkış süreçleri ve 'çevreleşmelerini'; yani eğlence toplumunun içine giremeyenlerin dramını konu eder...\u003c\/p\u003e\n\n\n\n\u003cp\u003eSayfa Sayısı: 156\u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003eBaskı Yılı: 1991\u003c\/p\u003e\n\n\n\u003cp\u003eDili: Türkçe\u003cbr\u003e\nYayınevi: Bağlam Yayıncılık\u003c\/p\u003e","brand":"Bağlam Yayıncılık","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47902800642307,"sku":"25915","price":15.0,"currency_code":"EUR","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0000000068398-1.jpg?v=1775175494"},{"product_id":"tekil-dusunce-42999","title":"Tekil Düşünce","description":"\u003cp\u003eBaşta özellikle Deleuze, Foucault, Derrida olmak üzere modern Fransız düşüncesinin çekiciliği, kesinlik atfedilen hem gerçeklik algısının hem de yüzeysel\/gündelik deneyim akışının temelinde mutlak ve belirli bir bilgiyi, bireyi\/özneyi, kültürü, doğayı, tarihi, evrenseli açığa çıkarmaya çalışan modern Batı düşüncesine yönelttikleri sıradışı ve zihin açıcı eleştirilerden gelir. Nietzsche ve Frankfurt Okulu'nun etkilerinin açık olduğu bu görüşler, farklı tarzlarda da olsa, insanı, Deleuze'ün ortaya koyduğu şekilde, kuvvet ilişkilerinin karşılaşmasında yoğrulan bütünün bir parçası şeklinde ele alır. Bu durumda bir araştırmanın, bir incelemenin, bir terapinin nesnesi ve hedefi olabilecek konumu belirlenmiş, kayıtlanmış, standart hiçbir birey\/kişi\/özne yoktur. Her şey bütünle ilişkisi içinde anlamlıdır.\u003cbr\u003e\n \u003cbr\u003e\nTekil düşünce kişinin tek olmadığını ve daima kolektif düzenlemelerin varolduğunu, bireyselin kişi olmaktan ayrı bir şey olduğunu ve hiçbir bireyselliğin bağdaşık olamayacağını, ayrışıklıklardan meydana geldiğini anlatmak istemektedir.\u003cbr\u003e\n \u003cbr\u003e\nTekil düşünce, tikel ile çoğul arasında kolektif bir yere sahiptir. Her bir insanı çokluk olarak ele alır; Tarde'ın yazdığı gibi, tekil olan birey değil onun çokluğudur; her bireyleşme eğilimi kolektif olmaya devam etmektedir. Herkes bir toplumdur. Toplum insanların içinde oldukları alan olmaktan çok, toplumlar insanın içindedir. İnsanlar toplumda değil toplumlar bir insanın içinde vardır; gene Tarde'ın örneğini düşünürsek, denizde olan balıklar değil, balıkların arasında bulunan deniz söz konusudur. Tekil Düşünce çoğulluğumuzu göstermektedir.\u003cbr\u003e\n(Tantım Bülteninden)\u003c\/p\u003e","brand":"Doğu Batı Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47906183020803,"sku":"42999","price":15.56,"currency_code":"EUR","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0000000693573-1.jpg?v=1775255728"},{"product_id":"armagan-43107","title":"Armağan","description":"\u003cp\u003eİlkin Marcel Mauss'un ortaya atmış olduğu \"potlaç, armağan, mana\" kavramları üzerinden yapılan sosyolojik ve antropolojik tartışmalar bu kitabın konusunu oluşturuyor. Mauss'un yanısıra Marx, Weber, Durkheim, Lévi-Strauss, Bataille, Dumézil ve Derrida'nın görüşleri etrafında, eski çağlarda ve modern dönemde müşterek yaşamda bağlılıkları ve dayanışmayı sağlayan en temel ilişki biçimlerinin toplumların ve insanların şekillenmesindeki rolü üzerinde duruluyor. \u003cbr\u003e\n \u003cbr\u003e\nYıkım ve harcama sayesinde eski atalara hediyeler ve kurbanlar sunma; tüm bunlar tanrılara bahşedilen armağanlardır. Ama tanrılar da insanlara bunun karşısında armağanlar sunmaktadırlar: İyi yaşama ve sağlık. Değişimin ilk ilkesi harcamadır. Kaybedenin kapitalist dünyadaki buhranı yerine, kaybetmeyenin buhranı söz konusudur burada. Çünkü Şeylerin ruhu olduğuna dair inanç, ilkellerde olan bir şey... Makro-kozmos ile mikro-kozmos arasında armağan insanı hem doğanın hem de evrenin bir parçası haline getirebiliyor, bu şekilde de insanlar, tanrılar ve şeyler arasında bir bağ kurarak toplumsal maddi ve manevi ilişkileri belirleyebiliyor. Böylece Armağan, tanrılara verildiğinde kurban oluyor, insanlara verildiğinde potlaç oluyor. Belki modern öncesi dönemde doğayı ve kozmosu muhteşem kılan da budur.\u003cbr\u003e\n \u003cbr\u003e\nŞu halde Potlaç, tasarruf ilkesinin tam karşıtı gibi gözükmekte ve Weber'in \"Protestan ahlâkının kapitalist zihniyeti\"nin kurucu ilkesinin karşısına başka bir ahlâk modeli olarak çıkmaktadır. Ticaret ekonomisinde, değişim süreci elde etme mantığına dayandığı ve zenginliklerin sabitliği ilkesi geçerli olduğu halde, potlaç ekonomisinde geçerli olan elde etme mantığında zenginlik sabit olmaktan uzaktır. Çünkü potlaç statünün korunması için harcama yapmak ve zenginliği kaybetmek, tükenmek ve tüketmek üzerine kuruludur.\u003cbr\u003e\n(Tanıtım Bülteninden)\u003c\/p\u003e","brand":"Doğu Batı Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47906189181187,"sku":"43107","price":16.14,"currency_code":"EUR","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0000000693788-1.jpg?v=1775255866"},{"product_id":"michel-foucaultda-iktidar-ve-direnme-odaklari-43113","title":"Michel Foucault'da İktidar ve Direnme Odakları","description":"\u003cp\u003e\"Bu kitabın hazırlanışı sırasında herkesin ilgi odaklarının farklı olacağı düşüncesinden, Foucault' nun kitaplarındaki üç eksenden, Bilgi (gerçek), İktidar (siyaset), Zevk (öznellik) eksenlerinden yola çıktım. Kitaplarını bu eksenlerin ağırlığında okudum. Okumam sırasında Gilles Deleuze'ün Foucault üzerine yazılarından ve konuşmalarından faydalandım. Bu anlamda Foucault okuyuşumda Gilles Deleuze'ün etkisi belirgin bir biçimde gözükmektedir. Bir yandan Foucault'nun bir felsefeci olduğunu ve bu açıdan Batı metafizik tarihi ile Heidegger gibi bir hesaplaşmaya girdiğini göstermeye çalıştım. Foucault; epistemelerdeki kopuşlar, süreksizlikler üzerine bir tarih anlayışını ortaya koymuştur. Nietzsche'den kaynaklanan insanın ölümü teması üzerine odaklanmıştır. Foucault'nun feminizm ve postmodernlik ile ilişkisinin kurulmaya çalışıldığı kitap ve metinlerin tersine onun postmodern söylem ile alâkalı olmadığını göstermek istedim. Bu nedenle daha çok onun modernliğinden bahsetmeyi yeğledim.\u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003eHayatın basitliğinin iktidar tarafından alınması: Hıristiyanlık bunu bir bakıma itiraf mekanizmasında yapmıştı. Hıristiyan Batı herkesi konuşturmasını bilen, herkese tuhaf roller yükleyen, her şeyi söyleten ve sonra da bunları silebilen, bir mırıltıda bütün suçları ağızdan alabilen ve hiçbir mırıltının ondan kaçamadığı, kendi kendine yaşama gücünü sürdüren bir iktidar mekanizması yarattı. Ama Foucault'ya göre, 17. yüzyıldan itibaren bu mekanizma başka bir mekanizma tarafından sarıldı ve bu ikincisi birincisini solladı. Bu, \"dinî olmayan, laik yöneticiler\" mekanizmasıdır. Görülen hedef aslında aynıdır. Direnme Odaklarının İktidar Odakları tarafından yatırım altına alınması: Günlük söylemin, önemi olmayan kuraldışılıkların ve düzensizliklerin günlük söyleme katılmış olmasıdır bu. İtiraf artık yoktur, ama şikâyet edip gösterme mekanizması gelişmiştir, anketler yapılır; itiraflar yok olmuştur ama halk arasında hafiyelik, hoyratlık başlamıştır. Birbirlerini ele veren bir halk vardır artık. Demokrasi bu tip güç ilişkileri üzerine oturtulmak istenmiştir.\"\u003cbr\u003e\n(Tanıtım Bülteninden)\u003c\/p\u003e\n\n\n\n\u003cp\u003eSayfa Sayısı: 208\u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003eBaskı Yılı: 2016\u003c\/p\u003e\n\n\n\u003cp\u003eDili: Türkçe\u003cbr\u003e\nYayınevi: Doğu Batı Yayınları\u003c\/p\u003e","brand":"Doğu Batı Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47906189508867,"sku":"43113","price":14.39,"currency_code":"EUR","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0000000693741-1.jpg?v=1775255876"},{"product_id":"konu-m-lar-44658","title":"Konu-m-lar","description":"\u003cp\u003eBu kitap, 1980'li yıllara dair sosyolojik bir analiz kitabı olarak yazılmıştı. Güncelin içinden geçerken, yaşanan olayların tazeliğinde her an olmakta olanın teorik bir bakışla gözlemlenmesi ve üzerine düşünülmesi gereken bir tarzda yazılar kaleme alınmıştı. Bir anlamda sezgisel bir sosyoloji olarak adlandırılabilecek bir yaklaşım söz konusudur. 1990'lı yıllar içinde sosyolog Alain Touraine yıllarca \"toplumsal hareketler\" üzerinden baktığı sosyolojisini bir kenara koyarak, kuramsal bir 'özne kuramı' geliştirmeye çalışmaktaydı. İşte bu sırada, sosyolojinin bütünsel ve homojen toplumsallığının sonuna geldiğimizi düşünmekteydim. Hem özne teorisinden uzaklaşmak hem de parçalı heterojenlikleri öne çıkaran bir bakış üzerine düşündüm. Aynı zamanda Üçüncü Dünya üzerinden gelişen ve ulus devlet merkezli bir anlayıştan da paradigmatik olarak çıkmakta olduğumuzun farkında olarak, megalopoller kuramını geliştirmeye başladım. \"Sezgisel sosyoloji\" bu şekilde ortaya atıldı. Buradaki yeni yaklaşım homojen bir topluma bakış olarak sosyoloji yerine \"sosyallikler analizi\" ve sosyalliklerin analizine bakışı, yöntem olarak geliştirmek meselesiydi. Bu yöntemde, sosyolojik araştırma artık dışarıdan bakmayla değil, alandaki aktörlerin dünyasının içine girme veya kısa süreli bağlanma ve aşk ilişkilerinde oluşmaya başlamaktadır. Yani, yöntem farklıdır. Sosyallikler analizinde, bir içine girme, beraber olma, iç içe geçme ilişkisi söz konusu; aşk söz konusudur.\u003cbr\u003e\n(Tanıtım Bülteninden)\u003c\/p\u003e\n\n\n\n\u003cp\u003eSayfa Sayısı: 178\u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003eBaskı Yılı: 2016\u003c\/p\u003e\n\n\n\u003cp\u003eDili: Türkçe\u003cbr\u003e\nYayınevi: Belge Yayınları\u003c\/p\u003e","brand":"Belge Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47906338341123,"sku":"44658","price":12.24,"currency_code":"EUR","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0000000701687-1.jpg?v=1775257655"},{"product_id":"sanatin-ve-sosyolojinin-ruh-hali-48043","title":"Sanatın ve Sosyolojinin Ruh Hali","description":"\u003cp\u003eSanatın ve sosyolojinin ruh hali diye adlandırdığım bu yazılarda görüleceği gibi, bir dönemin siyasi, estetik ve ekonomik olduğu kadar tarihi tartışmaları da var. Burada söz konusu edilen, yine, sanat ve sosyolojinin krizinin ardındaki birliktelikleri ve yatay geçişleri bulmaktır. Husserl'in bir Avrupa krizi olarak ortaya koyduğu kriz, burada, sosyal bilimlerin, sanatların krizi olarak ele alınmaktadır. Kriz kelimesi aynı anda bunalımı ve bunalıma çareyi işaretlemektedir. Çareler aranmaktadır. Söz konusu olan çarelerden birisi de sanatın ve sosyolojinin birlikteliğine bakmaktır. Sosyoloji ise en genel ve eski anlamında kullanılmakta, böylelikle felsefeyi de tıpkı içinden çıkmış olduğu bir dal olarak içinde barındırmaktadır: Burada Avrupa krizi Derrida'nın Husserl'den yola çıkarak ele aldığı krize benzetilebilir. Avrupa merkezciliğin ve Avrupa'nın krizi, aynı zamanda Avrupa modernliğinin ve disiplinlerinin de krizi olarak karşımıza çıkmaktadır. Modern bilimsel Avrupa öznelliği ve kültürü, başından beri, krizini kendi içinde yaşamaktadır. Bilimlerde olduğu gibi sanatlarda da bunu şiddetle hissetmedik mi?\u003cbr\u003e\n(Tanıtım Bülteninden)\u003c\/p\u003e\n\n\n\n\u003cp\u003eSayfa Sayısı: 204\u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003eBaskı Yılı: 2016\u003c\/p\u003e\n\n\n\u003cp\u003eDili: Türkçe\u003cbr\u003e\nYayınevi: Belge Yayınları\u003c\/p\u003e","brand":"Belge Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47906552480003,"sku":"48043","price":13.02,"currency_code":"EUR","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0000000723926-1.jpg?v=1775261958"},{"product_id":"sanat-bizi-seviyor-56685","title":"Sanat Bizi Seviyor","description":"\u003cp\u003eBiz sanatı nasıl seviyorsak sanatın da bizi sevebileceğini az çok sezinlemiş olmamız gerekir. Sanatla bir etkileşime girmeden ne onu hakkıyla tanıyabilir ne de o sırrını bütünüyle bizimle paylaşabilir. Evet, sanat bize gelir, içimizde doğar, gelişir ve nihai noktada bizi dönüştürür. Yarım kalan ve sükût-u hayale uğrayan bir sevgi değildir bu. Sanat bizi bir yerden alıp başka bir yere götürürken verdiği sözde hep durmuştur. Sanatın evrensel belleği, güzelliği (çirkin de olsa) ifadeyi ve düşünceyi yaratan bir tür arketiptir. Nesnelere nasıl bir bakışımız varsa, nesnelerin de üzerimizde aynı şekilde bir bakışı vardır. Esasen sanatın doğasından dışa doğru sürekli yayılan, etki altında bırakan bir “aura”; renklere, çizgilere ve desenlere sinmiş, sanatçının hiç kesintiye uğramayan sevgisidir bu.\u003cbr\u003e\nAli Akay, sanat üzerine yazılarında uzun yılların birikimini yansıtıyor. Sergilerden, bienallere, müzelerden çağdaş sanat akımlarına kadar birçok konuyu kavramsal ve felsefi düzeyde değerlendiriyor. Paul Cézanne, Marcel Duchamp, Jean Miró, Jean-Luc Moulène, Anish Kapoor gibi yaratıcı, dönüştürücü ve eleştirel dünyaların izlerini adım adım takip ediyor. Marquis de Sade, Pierre Bourdieu ve Gilles Deleuze gibi isimlerle bu perspektif daha da genişliyor. Ayrıca sanatın sosyolojik bir bakışa tâbi tutulduğu yazılardaysa, toplumun sanata karşı hâlâ büyük bir borcunun olduğunu ve sanatın sevgisinde karşılık bulamadığı ortamlarda bu hesabın pek de kolay kapanamayacağı görülüyor.  \u003cbr\u003e\n \u003cbr\u003e\n(Tanıtım Bülteninden)\u003cbr\u003e\n \u003cbr\u003e\n \u003c\/p\u003e","brand":"Doğu Batı Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47908500537603,"sku":"56685","price":19.26,"currency_code":"EUR","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0001721638001-1.jpg?v=1775310683"},{"product_id":"kulakdavulunun-egrisi-57055","title":"Kulakdavulunun Eğrisi","description":"\u003cp\u003eKulakdavulunun aşağıdan yukarıya ve içeriden dışarıya doğru hareketi dikey değildir; tıpkı Foucault Sarkacı’nın yapısında olduğu gibi mekân genişlemektedir bu şekilde. Titreşimlerin etkisi yayıldıkça olmayan sesler ortaya çıkar; duyulmayanlar duyulur hale gelir, titreşimin yeğinliğinde bir artma hissedilir. Sanki seslerin titreşimi sayesinde mekân genişlemiş, daha fazla nefes içeri girmiştir. Nefes alıp verme işleminde göğüs kafesi nasıl şişip iniyorsa mekân da titreşimler sayesinde genişlermişçesine bir duyuma açılmaktadır. Kuşlarda gözlemlendiği gibi, iletişimin inceliği kulakdavulunun eğri olmasından kaynaklanır. O halde kulakdavulu şaşıdır. Burada sanatçının yaptığı mekânı şaşılaştırmak, sesleri bükmek bu şekilde de felsefi eğiği hızlandırarak dışarıdan gelen sesi içeriye, içerinin etkisini de dışarıya vermektir. Tıpkı eğilen mekân kendi içini dışarıya taşırabileceği gibi Panthéon (Sarkis'in sergisinin gerçekleştirildiği Fransa'daki abidevi yapı) da sanatçının kulakdavulu sayesinde eğimini mekâna verir. Sınır burada sonsuzluğa doğru bir açılım yapmakta, kenarlar merkeze doğru kayarken, merkez de kendisini dışarıya taşırabilmektedir. (Tanıtım Bülteninden)  \u003c\/p\u003e","brand":"Belge Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47908532027651,"sku":"57055","price":15.36,"currency_code":"EUR","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0001723741001-1.jpg?v=1775311139"},{"product_id":"felsefe-yazilari-79317","title":"Felsefe Yazıları","description":"\u003cp\u003eYazıların hemen hemen hepsinde ortak sorun olarak ortaya konan, her seferinde, nasıl geçmiş bir düşünürü yeniden bugüne getirebiliriz sorusu yatmaktadır. Eski düşünürlerin bugünkü düşünce dünyasına katkılarını ele almaktadır. Genelde, onların yapmış olduğu yaklaşımları bu yazılar tekrar etmektedir. Ama bu tekrar hareketi, yeniden kendi şartlarının tekilliği içinde bir düşünürü, bugün bizim tekilliğimizde, yeniden düşünmenin gerekli olup olmadığı sorusu üzerine sürüklenip bu konu etrafında dönmektedir. Ama bu tekrar, her seferinde olduğu gibi, tekilliğini yeniden ortaya çıkaran bir yeniden yapma hareketini içerdiğini söylemek doğru olacaktır. Yeniden yapma demek ne demek olabilir? Tekrar bir kopya mıdır? Eğer bir kopya olarak düşünülürse, burada bir sorun vardır; çünkü her tekrar bir başka bağlamda başka yeniliklere açılmaktadır. Dolayısıyla, tekrar bir farktır. Kopya bile bir farktır. Çünkü hiçbir kopya mükemmel olarak ilk örneğe benzeyemez.Felsefe Yazıları’nda Ali Akay, hep tekrar edilegelen özellikle Spinoza, Marx, Foucault, Deleuze ve Kafka gibi isimleri bugüne getirmekte, yeni bir okumaya tâbi kılmaktadır. (Tanıtım Bülteninden) \u003c\/p\u003e","brand":"Doğu Batı Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47910182945027,"sku":"79317","price":15.75,"currency_code":"EUR","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0001836058001-1.jpg?v=1775359933"},{"product_id":"delilik-gemisi-103345","title":"Delilik Gemisi","description":"\u003cp\u003eBir vaka analizcisi Michel Foucault’nun 1961 yılında yayımlanan Deliliğin Tarihi eserinin ilk bölümünün yorumlanmasına odaklanan Ali Akay ve öğrencileri eserin neredeyse klasikleşmiş denilebilecek (anti-psikiyatrik çıkış olarak değerlendirilen) okumasının çizdiği sınırların bilhassa dışına taşarak eserdeki sanatsal bakışın içindeki verilerin nasıl kullanılabileceği tartışması üzerine yoğunlaşıyor. Foucault’nun diğer eserlerindeki arkeolojik ve soybilimsel araştırmalarının sonuçlarının da gözetildiği bu soruşturma düşünürün her vakaya göre başka türlü eyleyen, dikişlenemeyen bir tutumunun olduğunu gösteren bir bakış açısından hareket ediyor. Alternatif bir okumaya da imkân veren bu hareket Deliliğin Tarihi’ne edebiyat ve plastik sanat metinleri ilişkisi üzerinden yaklaşarak Türkçe literatürde bu tarz bir yönelimin ilk temsilciliğini üstlenme gibi önemli bir ayrıcalığın ortaya çıkmasını sağlıyor. Akay ve öğrencilerinin “konuşma olanağı” bulduklarında nasıl etkileyici söz deneycileri olduklarını gösteren bu çalışma Stultifera Navis ile sözün yaratıcılığının sularında yol alıyor, elbette tarihin farklı uğraklarına yaptıkları anlık sıçramalarla.-Kurtul GülençMichel Foucault’nun Klasik Çağda Deliliğin Tarihi kitabına damgasını vurmuş olan Stultifera Navis anlatısından yola çıkıyor Delilik Gemisi. Kitap, başlığındaki “delilik” ve “gemi” kavramlarıyla bir yandan bir öznel deneyime, bir yandan da bu deneyimin kurulması, dönüştürülmesi ve geliştirilmesi için gereken mekânsallaştırmaya gönderme yaparak Batı’ya özgü iktidar ilişkilerinin soybilimini takip ediyor. Mutlak olmayan, tıpkı Deliler Gemisinin üzerinde durduğu Avrupa nehirleri gibi akışkan olan sınırları çizme, sınırlarda durma, sınırın dışına çıkarma ya da içine alma pratiklerinde cisim bulan bu iktidar pratiklerinin analiziyle Ali Akay, Foucault’nun yaklaşık altmış yıl önce yayımlanmış ilk önemli eserinin eleştirel çizgisini günümüze taşıyor.-Ferda KeskinFoucault, kuralları her seferinde yeniden yazılacak bir “seksek” oyununun mucidi gibidir; kuralları kemikleşmiş oyunlara alışkın olanlar onda bocalar. Ali Akay, düşünürün bu dinamizmini yalnızca tanımıyor, ona içtenlikle eşlik ederek Deliliğin Tarihi’nin ilk bölümünü sanatsal bir yeniden yaratımla düşünüyor-düşündürüyor. Delilik Gemisi, Foucault yazınına bu yakadan yapılmış ustaca bir katkıdan ibaret değil, aynı zamanda “yeninin diriltilmesi” de.-Çetin Balanuye (Tanıtım Bülteninden) \u003c\/p\u003e","brand":"Ayrıntı Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47911889535235,"sku":"103345","price":14.18,"currency_code":"EUR","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0001906565001-1.jpg?v=1775420746"},{"product_id":"kapitalizm-ve-pop-kultur-115080","title":"Kapitalizm ve Pop Kültür","description":"\u003cp\u003eKapitalizm ve Pop Kültür\u003c\/p\u003e","brand":"Doğu Batı Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47912721973507,"sku":"115080","price":14.97,"currency_code":"EUR","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0001935754001-1.jpg?v=1775438138"},{"product_id":"aydinlanma-nedir-minor-politika-2-115081","title":"Aydınlanma Nedir? Minor Politika - 2","description":"\u003cp\u003eAydınlanma sorusu Kant’ın sorduğu ve cevap aradığı bir konudur. Michel Foucault derslerinde ve birçok yerde yaptığı konuşmalarda Kant’ın sorusuna değinmektedir. Burada ele alınan “Aydınlanma nedir?” sorusu bu çerçeve içinde oluşmuştur. Bir yandan disiplin toplumu üzerine düşünmekte, diğer yandan ise “doğruyu söyleme” cesaretini birlikte ele almaktadır. Foucault bunu “hakikat oyunları” olarak adlandırmaktaydı. Bu adlandırma Foucault’nun kavramsallaştırdığı bu bakıştır. Bir bakıma, içinde yaşadığımız toplumların ana sorunlarından biri haline gelmektedir: Adalet ile hukuk ve gerçek arasındaki ilişkinin ve sıkı bağın, bugünkü toplumda çözülmeye başladığını izlemek bir mesele olarak karşımızda durmaktadır. Foucault’nun henüz 1980’li yılların ilk yarısında düşündüğü bu durum, bir yandan “kendini tanıma” diğer yandan ise “kendiliğin endişesi” olarak birbirlerinden ayrılmaktadır. Foucault, Sokratesçi “kendini tanıma” düşüncesinden Eski Yunan ve Roma toplumlarında gitgide yeni bir bakış olarak “kendiliğin endişesinin” oluşmaya başladığını birçok kez vurgulamıştır. Bu geçiş, aynı zamanda, toplumsal olarak politika ile profesyonel alana ait bir politika arasındaki ayırımda görünürlük kazanmaktadır. Kant’ın sorusu, “Aydınlanma nedir?”, hem egemenlik hem de cesaret ile buluştuğunda parrhesia ile birleşmektedir: Doğruyu söylemek veya başka türlü bir şekilde formüle edersek, doğru bildiğini söylemek. (Tanıtım Bülteninden) \u003c\/p\u003e","brand":"Doğu Batı Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47912722006275,"sku":"115081","price":19.65,"currency_code":"EUR","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0001935759001-1.jpg?v=1775438140"},{"product_id":"istanbulda-rock-hayati-sosyolojik-bir-bakis-115305","title":"İstanbul'da Rock Hayatı - Sosyolojik Bir Bakış","description":"\u003cp\u003e90’lı yıllarda İstanbul’da, bir dönemin ruhu ve heyecanı, farklı yaşam biçimi ve kültürüyle belleklerde iz bırakmıştır. Kadıköy (Akmar Pasajı), Beyoğlu ve Bakırköy’de “yeni sosyallik” arayışının gözde mekânlarında kümelenen gençler, aykırı sayılabilecek bir “duygu dünyası”nı temsil ediyorlardı. Giyimleri, beğenileri ve tercihleri genel kalıpların dışındaydı ve aileleri tarafından her zaman kabul görmüyorlardı.\u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003eAncak onlar için kendi ikonlarının, sembollerin ve isimlerin peşinden gitmek daha önemliydi; müzik gruplarının son kasetleri, posterler, siyah kıyafetler, dar jeanler ve t-shirt’ler ilk sırada geliyordu. Ve tüm kısıtlı imkânlara rağmen bunları edinebiliyorlardı. Rock, Punk, Heavy Metal, Thrash, Death, Grunge vb. gruplara dâhil olan bu gençler, katı bir sistemin içinde kendi ütopyalarını ve yaşam alanlarını yaratmışlardı. Stüdyo İmge, Rock Dünyası, Rock Kazanı, Laneth, Çalıntı, Garaj vb. çıkardıkları dergilerde, bu altkültürün zengin ve marjinal yansımaları fazlasıyla görülür.\u003c\/p\u003e\n\n\u003cp\u003eİstanbul’daki gençler, kendilerine özgü muhalif bir tarz oluştururken aynı zamanda parçalı bir toplumda, kendi etik ve estetik değerlerini de ortaya koymuşlardı. Kitap bir dönemi okumak adına bu alanda yapılmış ilk sosyolojik çalışma özelliğinin yanında içeriden bir bakışla ve “gençlerle” yapılan sansürsüz söyleşilerle 90’lı yılların rüzgârını doğrudan günümüze taşımaktadır. (Tanıtım Bülteninden) \u003c\/p\u003e","brand":"Doğu Batı Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47912732688643,"sku":"115305","price":18.48,"currency_code":"EUR","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0001936352001-1.jpg?v=1775438498"},{"product_id":"gorunenin-otesinde-kendini-anlatan-multeci-138668","title":"Görünenin Ötesinde - Kendini Anlatan Mülteci","description":"\u003cp\u003e“Mülteci kabul eden ülkenin insanı ve mülteci arasındaki sosyal ve kültürel farklılıklar, birlikte yaşayabilmenin yeni koşullarını üretiyor. Uluslararası insan hakları yasaları ve göç alan ülkelerin göç politikalarına yönelik alınan önlemler ve uygulamalar, gündelik yaşamda ortaya çıkan sorunların üstesinden gelmeye ne yazık ki yetmiyor.”\u003cbr\u003e\nÜMİT İNATÇI\u003cbr\u003e\n“Göçmenlerin ya da sığınmacıların kendi yerlerini terk edip başka topraklara ulaşır ulaşmaz oranın insanları ile iletişime geçmesi, sonraki zamanlarda kurulabilecek uyumlu bir yaşamın da ilk adımıdır kuşkusuz. Gelenlerin oraya ait kültürü, siyasi ve ideolojik yapıları ve kişisel ilişkileri olabildiğince gözlemlemesi, ardından da yeni iletişim tavırları icat etmesi, zorunlu biçimde yeni bir yaşam tasarımıdır.”\u003cbr\u003e\nEMRE ZEYTİNOĞLU\u003cbr\u003e\nBugüne kadar süregelen problemlere baktığımız zaman, göçmenlik meselesinin, farklı göç nedenleriyle insanların bir başka ülkeye “yabancılar” olarak gitmesi meselesinin Türkiye dâhil olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde gündemi oluşturduğunu görürüz. Bütün bu meselelerin özünde misafirperverlik kavramının arkasında mutlak misafirperverlik diye bir uygulamanın nasıl olabileceği sorusu yatmakta...\u003cbr\u003e\nALİ AKAY (Tanıtım Bülteniden) \u003c\/p\u003e","brand":"Ütopya Yayınevi","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47916292800771,"sku":"138668","price":11.54,"currency_code":"EUR","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0002007605001-1.jpg?v=1775522998"},{"product_id":"savas-ontolojisi-2018-2019-dersleri-146245","title":"Savaş Ontolojisi: 2018 - 2019 Dersleri","description":"\u003cp\u003eBu dersleri vermeye başladığımda savaş daha ufukta yoktu. Ancak, Rusya’nın Doğu Avrupa içinde yer alan Ukrayna’ya 24 Şubat 2022’de savaş açmasıyla savaş gerçek olarak çıktı karşımıza. Sanki Nazilerden arınacaktı bu ülke. Halbuki saldırılan ülkelerde milli duygular her seferinde biraz daha yükselmekteydi. Paralı askerlere (Wagner Grubu) ihtiyaç, eski savaşlarda olduğu gibi sürmekte.\u003cbr\u003e\nİkinci Dünya Savaşı “artık savaş olmayacak” hissiyle sonlanmıştı. Ama o günden bugüne dünyada, Avrupa’da daha az görünse de, savaştan bir türlü çıkamadık. 1945’ten beri Batılı devletler, bağımsızlık mücadelesi veren ülkelere karşı hiç savaş kazanamadı. Bu bile günümüzde savaşın milli bir dava olduğunu azımsanamayacak kadar güçlü bir şekilde göstermekte. Eski Kraliyet Avrupa’sında savaşlar milli ordularla veya milislerle değil, profesyonel savaşçılarla yapılmaktaydı. Ordunun milliyeti yoktu; paralı askerler gibi savaşa giden insanlar vardı, İspanya İç Savaşı’nda olduğu gibi veya bugünkü savaşlarda göründüğü gibi. Milli nitelikli savaşlardan uzaklaşmaya başlayan dinî veya ideolojik savaşlar 1990’larda parçalanan Yugoslavya’nın içinde etnik ve dinî savaşlara dönüşmüş, 2001 sonrasındaysa, “İkiz Kuleler”in yıkılmasıyla birlikte dinî bir terim olan “kötülük ekseni”yle başka bir savaş başlamıştı.\u003cbr\u003e\nEski Yunan’dan Kraliyet Avrupa’sına, Napoléon savaşlarıyla Hegel’den Schmitt’in “toprağın nomosu”na kadar bugün varlık sorunu olarak savaş ontolojik bir karakter taşımaktadır. (Tanıtım Bülteninden) \u003c\/p\u003e","brand":"Ayrıntı Yayınları","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":47917781778691,"sku":"146245","price":15.67,"currency_code":"EUR","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0811\/0463\/4115\/files\/0002026570001-1.jpg?v=1775573735"}],"url":"https:\/\/1001-kitap.com\/collections\/ali-akay.oembed","provider":"1001 Kitap","version":"1.0","type":"link"}